Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İmtihan Olgusunun Dildeki Hafifliğine Zıt Hayatımızdaki Ağırlığı

İnsanlar; kendilerinin bir imtihan içinde bulunduğu kavramını küçültücü hatta kaldırılamaz ve saçma bulurlar. Oysa gerçekler ne kadar kabullenilmesi zor şeyler olsa da yaşanması zorunlu kavramlardır. Mesela “imtihan” kavramı. İmtihan kavramı temelde; “sonuç olarak bir deneyim kazandıran zor durum” anlamında kullanılır. Kelimenin anlamında ifade ettiği üzere “deneyimin” ne tür bir sıfat barındırdığı üzerinde duracağız ve hayattaki bu kavramın yerinden bahsedeceğiz. En basitinden sabah kalkıp, yüzümüzü yıkamak, dişlerimizi fırçalamak, kahvaltı yapmak gibi fiziksel eylemleri gerçekleştirir ve daha birçok eylemin peşinde yaşamaya devam ederiz. Bunun yanında fiziksel ihtiyaçlarımızın dışında; düşen birini kaldırmak, ağır eşya taşıyan yaşlı birine yardım etmek yada biriyle kavga etmek gibi anlam ifade eden eylemlerde bulunuruz.  İşte burada tüm yaptığımız fiillerin ifade ettiği anlamlar iki kategori halinde toplanır. Kategori başlıkları ise “iyi” ve “kötü”dür. Yani yaptığımız her şey asl...

"Beni Tatmin Etmiyor" Lakırtısı

  Dini ve felsefi tartışmalar da doğal olarak karşılaştığımız; anlatılan delil, kanıt veya argümanın karşı görüş tarafından itiraz edildiğini fark ediyoruz. Kimi zaman bu itirazlar daha fazla konuşmayla geçerken, kimi zaman bizim de bir şeyler keşfetmemize sebep oluyor, kimi zamanda olay bilginin geçerli olmasından farklı olarak kişinin subjektif(kişisel) görüşüne kalıyor. Bu noktada genel olarak duyduğumuz söylem; “bu delil beni tatmin etmedi” cümlesi  oluyor. Peki neden böyle bir cümle çıkıyor? Bu cümleyi kurmak mantıklı mıdır? Evet burada delili tam anlamalıyız ki bu konu hakkında tam fikir sahibi olabilelim. Bunun içinde kendimizde bazı duyguların önüne geçmeliyiz onlarda şunlardır; "Hakikatın keşfine mani olan arzu-yu hilaf (karşı koyma arzusu)  ve iltizam-ı muhalif (karşı tarafın fikrine taraftar olma)  ve tarafdar-ı nefis cihetiyle asılsız(temelsiz) evhamını bir asla(temel) irca'(yönlendirme) etmekle kendini mazur göstermek  ve müşterinin nazarı gibi yaln...

Cehalet

Sadece bir iyi vardır; bilgi. Sadece bir kötü vardır; cehalet. Sokrates  1.  Cehlin Tarifi ve Kısımları Cehl, ilmin* tersidir. Cehl "bilmemek, bilgi ve görgüden yoksun olmak" anlamında bir masdar(fiilin çıktığı yer) olup isim olarak da kullanılır. Kur'an'ı Kerim'de dört ayette cehalet şeklinde, yirmi ayette de aynı kökten gelen muhtelif isim ve filler şeklinde geçmektedir. *Sözlükte “bilmek” anlamına gelen ilim (ilm) genellikle “bilgi” ve “bilim” karşılığında kullanılır. Mantıkçılar, bilmek yahut bilme kabiliyeti varken bir şeyi bilmemeye cehl demektedirler. Bu sebeple camid şeylere cahil denmez. Aynı şekilde görme kabiliyeti olmayan şeye a'ma denmez. Taş gibi. Buna görme melekesi yok denilir. İlim veya görme kabiliyeti olana da ilim yahut görme melekesi var denilir. Cehalet(ignorance) iki kısımdır: Birincisi, cehl-i basittir ki, insanın bir şeyi bilmemesi ve bilmediğinin de farkında olması demektir. İkincisi, cehl-i mürekkebdir ki, bir insanın hem birşeyi ...

Bir Soru - Bir Cevap

-İnsanoğlu tüm hakikatlerin, gerçeğin farkında olduğu halde neden yanlışlar üzerinde ısrarla durmak ister? Neden doğru yaşamak işimize gelmez? Tamam çünkü nefse hoş geliyor ve şeytan sürekli sinsi düşüncelerle aklımızı çelmeye çalışıyor anlıyorum ama bu hususta içimizi ferahlatacak bir açıklaması olan var mıdır aramızda? Saygıyla, selametle...  Bu sorunun benzerini Said Nursi'ye de sorumuşlar cevabı şu olmuş: "Ey kardeşlerim; bu zamanda öyle dehşetli cereyanlar ve hayatı ve cihanı sarsacak hadiseler içinde hadsiz bir metanet ve itidal-i dem ve nihayetsiz bir fedakârlık taşımak gerektir. Evet, يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلاٰخِرَةِ 1 ("Onlar dünya hayatını seve seve âhirete tercih ederler." İbrahim Sûresi, 14:3) âyetinin mânâ-yı işarîsiyle, âhireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı âhirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi bâki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve âkıbeti görmeyen kör hissiyatın hükmüyle, hazır bir dirhem...

İçimizdeki Susuzluğun Farkında Mıyız?

Hadi bugünde lanetler savur kendinden hariç ne varsa. Adalete, insanlara, dünyaya, kadere... İyi bir şeyler yapmaktan kastın bu mu artık? Dile pelesenk olmuş kuru gürültü üretip bir sorunu çözememek mi? Tüm kanunları uygulasak, tüm dünyaya güvenlik kameraları taksak, yunan filozoflarının ve roma hukukunun getirdiği düşüncelerle; bir adım öteye gidemeyiz, gidemedik, gidemiyorlar da. Ee napalım? Tüm erkekleri hapishanelere tıkıp sadece kadınlar yaşasa şu dünyada; zihniyet değişmedikten sonra kadın kadının boğazını kesip, yakar. İslamı çağdışı gören insanlık, imanı basit bir dil kıpırdatması gören müslümanlık. Kadını mücevherlerle öldürür. Hemde İsviçre'nin dağlarında, haberimiz bile olmaz. Bizim kavgamız ne hökümetle ne de yan gomşuyla. Gendimizden başka düşmanımız yok. Valla bak! Mevlâna dünyayı değil kendini değiştirdi, sonra dünyayı değiştirdi. Yunus canlarını kaybetti ama sadece odun taşıyarak yüzlerce yıla hükmetti. Demek marifet ne kanunda ne de teknolojide, ey insan!  "Mu...

Dolmuşla Dolmayan Zihin

  Dün dolmuşla bir yere gitmek üzere kalkış yerinden biniş yaptım. İlerlemeyle dolmuş koltukları ve ayakta kalınması gereken yerler dolmaya başladı. Hatta kapasitenin bir kişi üstüne çıkmışken cengaver bir abi ''kaptan yeterince dolu olmadı mı" deyiverdi. Sen misin itiraz eden, kaptan hemen ipi sapa gelmez nedenlerle kendini savundu. Bir iki dakikalık gerginliğin ardından yolculardan biri fazladan binen olarak heralde, nasıl bir paradoks yaşamışsa bizim sağlığımızı savunan adama sen haksızsın der gibi itiraz etti. Neyse ki bu uzun sürmeden kırmızı ışığın bizi alıkoymasıyla yüksek sesli bir araba, kışın soğunda camları açmış. Tek başına yanımıza yanaşıverdi. Dolmuş içerisindeki gerginlikle, hareketli müziğin yanyana gelmesi. 'Nasıl bir senaryo ya düştük ya Rabbi diye' düşündürdü. Evet hayat, absürd komedi ve kontrol ettiğini sandığın kontrol edemediğin şeylerle de dolu. Yeşil ışık yanar ve dolmuşun tıngır mıngır ilerleyişine karşı, genç adam; geniz yakan sivri saçla...

Neo Tekfircilere Farklı Bir Bakış Açısı

Malum tekfirci kişiler olarak geçen biri hapiste olmak üzere şuan birinin daha popülerleşmesiyle ilerleyen bir harekatın yaptığı fiiliyatlar hakkında bazı analizler sunmaya gayret edeceğim: Birinci olarak Kur'an'ı Kerim'i meal olarak tavsiye etmeleri ki Türkiye'de yaşayan hemen hemen herkes fark etmiştir ki Kur'an'ı mealen okumak hocaların çoğunluğu tarafından tavsiye edilmez. Meali geçtim tefsir yazarken bile Mehmet Akif Ersoy gibi İstiklal Marşımızın yazarı korkarak yarıda bırakmış . Şimdiki meal üstünden ahkam kesemlerin kulakları çınlasın. Keza Elmalılı Hamdi Yazır'da aynı fikriyatta olduğunu belirtirken/hatta ilk baskı (1935-36) tefsirinde önsöz olarak bunu belirtirken, meal üstünden Kur'an'ı anlama ve yorumlamayı kendilerine hak sananlar acaba kendilerini bu iki nadide insandan daha üstün görmelerinin sebebi nedir acaba? Önsözün daha sonra kaldırılması  ise bambaşka bir konu. Meal meselesi böyleyken arkadaşlar durmadan meal üzerine gitmeleri ay...