Ana içeriğe atla

"Beni Tatmin Etmiyor" Lakırtısı

 


Dini ve felsefi tartışmalar da doğal olarak karşılaştığımız; anlatılan delil, kanıt veya argümanın karşı görüş tarafından itiraz edildiğini fark ediyoruz. Kimi zaman bu itirazlar daha fazla konuşmayla geçerken, kimi zaman bizim de bir şeyler keşfetmemize sebep oluyor, kimi zamanda olay bilginin geçerli olmasından farklı olarak kişinin subjektif(kişisel) görüşüne kalıyor. Bu noktada genel olarak duyduğumuz söylem; “bu delil beni tatmin etmedi” cümlesi  oluyor. Peki neden böyle bir cümle çıkıyor? Bu cümleyi kurmak mantıklı mıdır?

Evet burada delili tam anlamalıyız ki bu konu hakkında tam fikir sahibi olabilelim. Bunun içinde kendimizde bazı duyguların önüne geçmeliyiz onlarda şunlardır;

"Hakikatın keşfine mani olan arzu-yu hilaf (karşı koyma arzusu) 

ve iltizam-ı muhalif (karşı tarafın fikrine taraftar olma) 

ve tarafdar-ı nefis cihetiyle asılsız(temelsiz) evhamını bir asla(temel) irca'(yönlendirme) etmekle kendini mazur göstermek 

ve müşterinin nazarı gibi yalnız meayibi(noksanlar) görmek 

ve çocuk tabiatı gibi bahane ile mahane tutmak gibi emirlerden 

nefsini tecrid ile şartıma müraat edebilirsen huzur-u kalb ile dinle:"  

*(Muhâkemat 118.sh - Risale-i Nur)

Evet anlamak için yukardaki ön şartlardan sıyrılıp olayları değerlendirmemiz gerekiyor. Ayrıca;

-Delil veya anlatılan hakikat bizi tatmin etmek zorunda mı?

-Bizim zorumuza gidenler şeylerde de hakikat olamaz mı?

-Bu 'değerlendirmeyi' saf bir vicdan ve mantık yapmamız gerekmez mi?

-Neden illa doğrular bizim kabul seviyemize göre olmak zorunda hissediyoruz?

-Peki yanılmam payımız ne? 

-Ben vicdanımı ve mantığımı kullandığım sürece yanılma payım minimumken, nefisi yani hazların, yapmak istedikleriyle birleştirip bu “bana göre, benim aklıma göre” deyip aklın dışındaki meselelere yorum yaparsak yanılma payımız maksimum. 

-Dinin hükümleri ağır ve değiştirici olduğu için, işin içinde tatminiyet aramak hiç bir zaman bizi doğru yola iletmeyebilir. 

Örnek vermek gerekirse de:

“-Bir yaratıcının sözü böyle olamaz” sözünü işitiyoruz.

-Peki neden olamaz, bizim aklımız neden bu konuda mihenk kaynağı oluşturuyor da Yaratıcı’nın sözü mihenk kaynağı olmuyor?

Kendimize yukardaki soruları soralım.

Ve son olarak şu da var; "İslamı anlattık ama tatmin olmuyorlar, değişmiyorlar" diyerek morali bozulan arkadaşlar var, arkadaşlar Ebu Cehil'i yaratıp yaşamasına izin veren de Allah aynı şekilde Hz.Ebu Bekir’i yaratıp yaşatan da. O yüzden bazı şeyler bizim vazifemizden çıkıyor artık. O yüzden üzülmeye gerek yok, biz kendimize düşeni yapalım yeter.

Peki son olarak ne yapmalı?

“Bil ki! Hüccet(delil), olayların zürriyetlerini bilmek ve ilişkilerini ortaya çıkarmaktır. Ve kainattaki ilişkiler silsilesinin merkezidir ve hakikat-ı uzmanın aslından semerelerine giden hayat mecralarının timsalidir.” *Kızıl İcaz s.186

Evet bir delile ihtiyacımız var. Bu delili mantıkla test etmeliyiz. Bir şeyi elde etme konusunda bazen hataya düşülür. Akıl kâfi gelmeyebilir. Bu yüzden bir kanun gerekir. O ise mantıktır.

Unutmamalı.

Doğruluğu sabit olmayan bir şeyin tarifi de olmaz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlâk-i Adudiyye Şerhi - Taşköprülüzade Ahmed Efendi - Kitap Haritası

 

Vakit Niyet İstikbal-i Kıble

     "Demirden bir kalem ucu ile, fırtınalar içinde bizi tehdit eden bütün yıldırımları toplamalı. Paratonerler gibi, onları mahvetmek için" diyor Abdülhak Şinasi Hisar. Bu sözü neden dediğini hiç sorgulamadan kendi hâl dünyama göre bir kurgunun içerisine oturtup kullanıyorum, kendime bir motivasyon bir itki elde ediyorum adeta bu sözle.       Sözler insanlara ait bir büyü gibi. Değiştirmeyi amaçlıyan eller gibi kulaklarımızın içinden girip beynimizin ve tüm bedenimizi istila ediyor. Bedenin ne yapmak istediğinin bir önemi yok sadece sözün emri ve hissettirdikleri var. Böyle bir durumda kulaklardaki barikatın çok önemi kalmıyor tabi. Özellikle verilerin böylesine çoşkun bir nehirden aktığı gibi akan bir çağda..       Veriler, duyduklarımız ve gördüklerimiz.. Beynimizin içine dalıp karar mekanizmamızı etkileyen her ne varsa, kaçı bizim kontrolümüzde? Kendimize yedirdiğimiz "kontrol bende" manifesto sözü bile kontrolün bende olmadığın...

Görünüyorum O Halde Varım

    " Görünür kılmak(olmak), görüntüler bırakmak adeta varlığımdan bir iz bırakmak gibi geliyordu artık. Eğer görüntüleri tutamazsam kendimi de tutamayacağıma dair bilinçaltımda gizlenen ve irademi kontrol eden ve bana ettirmeyen bir güdüydü bu."      Her şeyi onun için yapıyorduk. Arkamızda veya yanımızda bir iz bırakmak... Fotoğraflar çekinip, paylaşmak veya bastırmak. Hatta iş o hale gelmişti ki artık kendimiz için değil başkaları bizi görsün ve var kılsın diye görmeye gidiyor ve göstermek adına binlerce lira harcayıp kişliğimizden ödün verip yapmayacağımız şaklabanlık ve maskaralık kalmıyordu.       Binlerce yıllar öncesinin soyut bir dışavurumu olarak tezahür eden bu hareketlerin en çok gerçekleştiği zamanları yaşıyoruz. Belki de ilk insanlarda var olan en ilkel kaygımızı yaşıyoruzdur. Onların mağaralara çizdikleri veya ortalık yere yonttukları şeylerle bugün galerimizi dolduran fotoğrafları kaydettme çabası birbirinden ne kadar farklı o...