Ana içeriğe atla

İçimizdeki Susuzluğun Farkında Mıyız?


Hadi bugünde lanetler savur kendinden hariç ne varsa. Adalete, insanlara, dünyaya, kadere...

İyi bir şeyler yapmaktan kastın bu mu artık?

Dile pelesenk olmuş kuru gürültü üretip bir sorunu çözememek mi?

Tüm kanunları uygulasak, tüm dünyaya güvenlik kameraları taksak, yunan filozoflarının ve roma hukukunun getirdiği düşüncelerle; bir adım öteye gidemeyiz, gidemedik, gidemiyorlar da.

Ee napalım? Tüm erkekleri hapishanelere tıkıp sadece kadınlar yaşasa şu dünyada; zihniyet değişmedikten sonra kadın kadının boğazını kesip, yakar.

İslamı çağdışı gören insanlık, imanı basit bir dil kıpırdatması gören müslümanlık. Kadını mücevherlerle öldürür. Hemde İsviçre'nin dağlarında, haberimiz bile olmaz.

Bizim kavgamız ne hökümetle ne de yan gomşuyla. Gendimizden başka düşmanımız yok. Valla bak!

Mevlâna dünyayı değil kendini değiştirdi, sonra dünyayı değiştirdi. Yunus canlarını kaybetti ama sadece odun taşıyarak yüzlerce yıla hükmetti. Demek marifet ne kanunda ne de teknolojide, ey insan! 

"Muhyiddin-i Ârabî Hz.lerinin, Hz. Mevlâna'nın İmam-ı Rabbani'nin insanlara ışık ve sonsuz iç sevinci getiren yollarının yanında, batı filozofları, insanlığı karanlığa ve uçuruma doğru sürükleyen Mefistonun şâkirtleri gibi görünürler."1

"Hem o ecnebîlerin bizden aldıkları fikr-i milliyetle, bir ferdi, bir millet gibi kıymet alıyor. Çünkü, bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir. 

Bazılarımızdaki dikkatsizlikten ve ecnebîlerin zararlı seciyelerini almamızdan, kuvvetli ve kudsî İslâmî milliyetimizle beraber, herkes "Nefsî, nefsî" demekle ve milletin menfaatini düşünmemekle, menfaat-i şahsiyesini düşünmekle, bin adam, bir adam hükmüne sukut eder.

مَنْ كَانَ هِمَّتُهُ نَفْسَهُ فَلَيْسَ مِنَ اْلاِنْسَانِ ِلاَنَّهُ مَدَنِّىٌ بِالطَّبْعِ

Yani, kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil. Çünkü, insanın fıtratı medenîdir. Ebnâ-yı cinsini mülâhazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir."2

"Kemâ tekûnû yuvella aleyküm; Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar.

A’malüküm ummalükum; Amelleriniz yönetcilerinizdir, onlar sizlerin eseridir."3

Nerden bakarsak bakalım ideal bir toplum inşa etmek; fıtratımızdan ve Yaratıcı'mızdan anladığımız kadarıyla; yukarıdan baskılı değişimlerle değil, alttan küçük adımlı değişimlerle mümkün.


1 Ruhun Dirilişi - Sezai Karakoç

2 Hutbe-i Şamiye - Bediüzzaman Said Nursi

3 Acluni, I / 146; II / 127

Bir kadın cinayeti olayının  ardından yazılmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlâk-i Adudiyye Şerhi - Taşköprülüzade Ahmed Efendi - Kitap Haritası

 

Vakit Niyet İstikbal-i Kıble

     "Demirden bir kalem ucu ile, fırtınalar içinde bizi tehdit eden bütün yıldırımları toplamalı. Paratonerler gibi, onları mahvetmek için" diyor Abdülhak Şinasi Hisar. Bu sözü neden dediğini hiç sorgulamadan kendi hâl dünyama göre bir kurgunun içerisine oturtup kullanıyorum, kendime bir motivasyon bir itki elde ediyorum adeta bu sözle.       Sözler insanlara ait bir büyü gibi. Değiştirmeyi amaçlıyan eller gibi kulaklarımızın içinden girip beynimizin ve tüm bedenimizi istila ediyor. Bedenin ne yapmak istediğinin bir önemi yok sadece sözün emri ve hissettirdikleri var. Böyle bir durumda kulaklardaki barikatın çok önemi kalmıyor tabi. Özellikle verilerin böylesine çoşkun bir nehirden aktığı gibi akan bir çağda..       Veriler, duyduklarımız ve gördüklerimiz.. Beynimizin içine dalıp karar mekanizmamızı etkileyen her ne varsa, kaçı bizim kontrolümüzde? Kendimize yedirdiğimiz "kontrol bende" manifesto sözü bile kontrolün bende olmadığın...

Görünüyorum O Halde Varım

    " Görünür kılmak(olmak), görüntüler bırakmak adeta varlığımdan bir iz bırakmak gibi geliyordu artık. Eğer görüntüleri tutamazsam kendimi de tutamayacağıma dair bilinçaltımda gizlenen ve irademi kontrol eden ve bana ettirmeyen bir güdüydü bu."      Her şeyi onun için yapıyorduk. Arkamızda veya yanımızda bir iz bırakmak... Fotoğraflar çekinip, paylaşmak veya bastırmak. Hatta iş o hale gelmişti ki artık kendimiz için değil başkaları bizi görsün ve var kılsın diye görmeye gidiyor ve göstermek adına binlerce lira harcayıp kişliğimizden ödün verip yapmayacağımız şaklabanlık ve maskaralık kalmıyordu.       Binlerce yıllar öncesinin soyut bir dışavurumu olarak tezahür eden bu hareketlerin en çok gerçekleştiği zamanları yaşıyoruz. Belki de ilk insanlarda var olan en ilkel kaygımızı yaşıyoruzdur. Onların mağaralara çizdikleri veya ortalık yere yonttukları şeylerle bugün galerimizi dolduran fotoğrafları kaydettme çabası birbirinden ne kadar farklı o...