Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İnsanın Görünmeyen Hapishanesi Benlik

     "Kibir! İçinde bulunduğumuz yüzyılın karakteristik özelliği ve özel bir hastalığı sanki bu?"      Sivastopol, Lev Tolstoy     Tolstoy yüzyılını değerlendirirken böyle bir tespit yapar. Yüzyıl öncesinden. Şimdi ise durum değişmekten öte çeşitlenmiş, çığ gibi büyümüş, renk renk farklılıklara bölünmüş.      Temelden ilerlemek gerekirse kibir, sadece insanın egosunu ifade etmez egosunun derecesinin bir bölümünü özellikle de büyütülmüş ego kısmını ifade eder. Tam tersini ise aşırı tevazu(tabasbus) diyebileceğimiz azaltılmış bir derecede yaşanan egoya karşılık gelir. Yerine göre kibirlenmek ve tevazu gerekirken, çoğunlukla bir dengede götürüp orta derece bir ego bizi hayatı istikamette yaşama adına verimli hale getirecektir. Zira kötü birine veya duruma tevazu göstermek kötülüğü arttırırken, iyi birine ve duruma karşı da kibir göstermek iyiliği azaltabilir.      Meselenin temelinde ego ve ilerleyen boyutlarından da ego...

21. Yüzyıl Fast-Din Anlayışıyla Zihni Tembelliğin Buluşması

Dinin hayatımızı etkisi tartışılmayacak kadar yüksektir. Bu etki bazıları için inandığı dinin etkisi bazıları için yaşadığı dinin etkisidir oysa. "İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız." sözünde vecizane geçtiği gibi.  Bahsedeceklerim; olaylardaki yargılama gücümüzü vicdana ve mantığa çekmek adına olacaktır. Zira olması gereken hakikatte budur. Farklı dillerin buluşması gerektiği bir alanda mantık ve vicdan da dil olarak zihinlerimizi birleştirir. Temelden başlayacak olursak insan bir irade makinesi gibi yaşadığı süreç boyu verdiği kararların inşasıyla hayatını şekillendirir. Bu iradenin getirdiği 'kararları' belirli nedenlere dayandırır. Dayandırmadan "öylesine bunu tercih ettim." düşüncesi bile bir neden 'kararı' olarak iradeyi yönlendirir. O yüzden insan her zaman iyi veya kötü nedenlerle kararlarını verir ve uygulamaya koyulur. Çoğu zaman bu kararların arka nedeni olarak öğrendiği dini bilgiler yatmamaktır, kendince....

Kur'an'ın Düşünce Yolculuğu "Nazar, Tefekkür, Tedebbür, Tefakkuh, Tezekkür, Taakkul."

Kur'an'da düşünmekle ve aklını kullanmakla ilgili çok çeşitli kavramlar ve çok yoğun teşvikler vardır. Bu kavramlara ve onlarla yapılan teşviklere sadece birer örnek vermek gerekirse, bunlardan biri, bakmak, görmek, gözlemlemek ve gördükleri üzerine düşünmek olan “nazar” kavramıdır. Bu kavramın geçtiği ayetlerden birinde insanlar gözleme dayalı düşünceye şöyle davet edilir: “Peki insanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yaratıldığına bakmazlar mi [bakıp, gördükleri üzerine düşünmezler mi]? (đâşiye/88: 17-20; krş. Tarık/86:5, Abese/80:24, Araf/7: 185). Düşünmek ve düşündükleri üzerine akıl yürüterek, fiziksel alemden metafiziksel aleme, yaratılmış dünyadan Yaratıcısına doğru ilerlemek anlamında kullanılan kavramlardan bir diğeri “tefekkür” kavramındır. Onun kullanıldığı ayetlerden biri şöyledir: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklıselim sahipleri için elbette ibretler ...

Dindarlar Neden Dindar Olamıyor?

Tüm dini metinler haksızlığa karşıysa bu kadar dindar olmasına rağmen neden haksızlık dizboyu? Bu konuya yaklaştığımız taraf tek bir yönden farklı olarak o yöne eklenecek bir yön. Evet, "Metnin içeriğinden ziyade yaptırım gücüdür aslında o metne 'kişiyi' sadık kılan." bu cümle metnin içeriğinin önüne geçme amaçlı bir cümle değildir. Sadece etkisinin arttırma yönündeki yolda bulunan bir cümledir.  Metnin içeriği ilk adım, metnin içeriğini güçlü tutan şeyde ikinci adım olarak; "yaptırım gücü". Peki nedir yaptırım gücü ve nasıl ele alıyoruz? Yaptırım gücü kısaca; metnin içeriğinin teorikten pratiğe geçerek hayat bulmasıdır. Burada içeriği tartışmayacağız çünkü gayet açıktır. Hiçbir din haksızlık yapılmasını teşvik etmez bilakis önüne geçer. Bu görüşün pratik hayatta karşılığını göremememiz o metnin üzerinde yaptırım gücüne bir saldırı olduğunu gösterir. O yüzden de uygulama zayıflar. Peki bu nasıl yapılır? Bu genel olarak dini tahrifat çalışmalarıdır. Ama özele...

Taşı Kuş Hak Etmiyor

sadece yaşamak istiyorum birazda düşünmek hor görülmek aşağılanmak  benim değil, kimsenin hakkı değil hiçbir akıl terazisi bir kalbin ağırlığını ölçemez boğazınıza kadar başkalarının hayatına batmışsınız birilerinin mutluluk rolleri sizi kendinizden o kadar uzaklaştırmış ki ne kendiniz olabiliyorsunuz ne başkası sahnedeki rolünüz öyle kararsız ki  riyakar bir maskenin altında eziliyorsunuz  gösterdiğiniz tablo o kadar mide bulandırıcı ki güzelim dünyayı kirletmemek için  kusmuğumla yaşamaya mecbur kalıyorum beyniniz lağım çukrunda ibaret olunca düşünememek virüsü sizi çoktan öldürmüş oynadığınız oynun figüranı bile olamıyorsunuz insanı, öyle dar kalıplara hapsediyorsunuz ki önyargınızda bir bit yavrusu bile yaşayamaz kaldı ki siz yaşayın ve insan olun mezarlarınız toprakla değil parayla dolsun kırdığınız kalpler en ağır cehenneminiz olsun dünyada doyuramadığınız mideniz, ahirette irinle doysun yokmuş gibi yaşadığınız şeytan, dostunuz olsun ezerek yükseldiğiniz insanl...

Bilgiden Daha Önemli Bir Şey Varsa O Da Usül (Metod).

 

Okumaktan Yaşamaya Bir Yolculuk

İslam okunan değil yaşanan bir din. (İç muhasebe) Herhangi bir caddede dolaştığımızı düşünelim. Dükkanların camlarında gördüğümüz kıyafetlerle irtibat halinde kalırız ve bir süre sonra kıyafete ihtiyacımız olduğunu düşünüp almaya kalkışırız. Alma kararını verdiğimiz aralık da ne kadar uzarsa aslında ihtiyacımızın olmadığını, bunun gereksiz bir alışveriş olacağını itiraf ederek vazgeçeriz. Oysa kararımızı çok fazla düşünmeseydik ihtiyacımız olduğu kararı doğru olacaktı ve kıyafeti alarak doğru yapacaktır. Şimdi ise almayarak doğru davranışı gerçekleştirdik. Peki doğrular üzerine böyle bir zihin dünyasında yaşarken ne kadar istikametli ilerleyebiliriz?  Şüphesiz burada; zihin dünyasının “cevaplar” üzerinde düşünme yeteneği, araya girip bizi yetiştiren şey olduğunu itiraf etmemiz gerekir. Oysa bir soruna verdiğimiz cevabın doğruluğunu kabul etmekte ve bu doğruluğun, üzerine düşünmede mesai harcamadan yaşarız. Bu ilk düşünüldüğünde "ee ne olacak ki?" dedirtebilir. Oysa bunun önce...