Ana içeriğe atla

21. Yüzyıl Fast-Din Anlayışıyla Zihni Tembelliğin Buluşması


Dinin hayatımızı etkisi tartışılmayacak kadar yüksektir. Bu etki bazıları için inandığı dinin etkisi bazıları için yaşadığı dinin etkisidir oysa. "İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız." sözünde vecizane geçtiği gibi. 

Bahsedeceklerim; olaylardaki yargılama gücümüzü vicdana ve mantığa çekmek adına olacaktır. Zira olması gereken hakikatte budur. Farklı dillerin buluşması gerektiği bir alanda mantık ve vicdan da dil olarak zihinlerimizi birleştirir.

Temelden başlayacak olursak insan bir irade makinesi gibi yaşadığı süreç boyu verdiği kararların inşasıyla hayatını şekillendirir. Bu iradenin getirdiği 'kararları' belirli nedenlere dayandırır. Dayandırmadan "öylesine bunu tercih ettim." düşüncesi bile bir neden 'kararı' olarak iradeyi yönlendirir. O yüzden insan her zaman iyi veya kötü nedenlerle kararlarını verir ve uygulamaya koyulur. Çoğu zaman bu kararların arka nedeni olarak öğrendiği dini bilgiler yatmamaktır, kendince. Oysa bu kararların nedenlerini insan kullanmaz yada kullandığını zanneder. İşte bu zan temelinde dini emirle çelişir lakin kişi için çelişmeyen bir yapıdadır. Kendince bu çelişmezliğin yolunu kurmuş ve kendine bunu kabul ettirmiştir. O yüzden normal bir dini karardan verilen kararın, verdiği karardan farkının olmadığını düşünür. İşte burası bizim üstünde durmak istediğimiz konu; neden insan, 'dini' bu anlamda sığlaştırıp, emrolunduğu gibi olma gayreti yerine olduğu gibi emrolunmuş tavrına girer? Yani verdiği kararı neden kendince boyayıp kullanmaya başlar? 

Bunun temelinde bilgi edinme sorunundan öte bilgiye karşı tavrımız yatmakta şüphesiz. Bu da yaşadığımız yüzyılın her şeyin kısaltıcı, yozlaştırıcı ve görünüşte kolaylaştırıcı etkisinin altında kabul edişinin büyük bir payı var. Mesela fast-food olarak adlandırdığımız yiyeceklerin tüketime girmesi bunun sembolik bir göstergesidir. Bu tarz yiyecekler insana görünüşte fayda sağlayıcı etkileri olduğunu iddia eder; zaman tasarrufu, tad olarak daha zevkli vesair. Bu zahiri faydanın temel bir faydaya dönüşmediğini de itiraf ederiz çok geçmeden, kısa planda ne kadar faydalıysa uzun planda sağlık açısından o kadar zararlıdır ve diğer klasik gıdalara göre tercih edilmemelidir. Aynı bu algıyı diğer eşyalarda da yansıtıldığını görüyoruz. Daha önce kitaplar hakkında bahsettiğimiz gibi. Şimdi de bu algının din üzerine geçtiği, insanların bu algıyla dine yanaşıp sağlıklı bir yorumdan öte, 'görünüşte faydalı' bir yorumu tercih ettiği hatta bunun için mücadele ettiğini görüyoruz. 

Kısaca bu algının mahsülü olan 'zihinler' anlamak ve uygulamak için dine yaklaşmaktan ziyade anladığını ve uyguladığını dine adapte etmekten öteye geçmiyor. 

Yüzyıllarca insanın hayatına ışık tutmuş bir yaşam metodunu kabullenmek yerine eskilerin hatalarını ispatlama ve kendi yeniliğini damgalatmak adına dini ele alıyor. Başta kaybeden bu bakış açısı; dine göre hayat yerine hayata göre dine dönüşünce; yerine oturacağını, hakikate yanaşacağını kim iddia edebilir? İman edilmeden yaklaşılan bu Kur'an yorumu, olayları Kur'an'a göre nasıl ele alacaktır? 

Buna bir de kişinin 'varoluşsal eksikliği ve kısırlığı' eklenince, bu eksikliğini itiraf edip tamamlama gayretine girmek yerine bu eksikliği bir tamlık olarak yansıtmaya çalışınca... Bu eksikliğine tevazuyla yeni bilgiler veyahut bilenler katmak gerekirken, bu bilgilerle veya bilenlerle savaşmak niye? 

Kısaca kişinin sadece Kur'an'a yanaşıp, kendince yorumlar çıkarmasını cesaret veya hakikat emaresi olması yerine gurur ve insaftan uzak bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. 

Bizlerin tekniken hayatımızı kolaylaştırıyor oluşumuz dininde değişeceği bir teknik olduğu anlamına gelmiyor. Din, zaten varoluşsak olarak tabiri caizse bu teknik kolaylığı üst seviyesinde inmiş ve rehberlik etmektedir. Bunu zorlaştıran, kolaylaştırdığını sanarak yaklaşan bizleriz. Yetersizlikle yapılacak bir adım, malasef bizi zorlaştırılma bataklığının içine itiyor. 

Bunu anlatarak; "emredilen neyse onu tereddütsüz yapacaksın başka bir şey düşünmeyeceksin!" manasında bir anlam ortaya çıkabilir bu da işin ifrat düzeyi olacaktır. Vasata çekme adına şöyle düşünebiliriz: Böyle durumlar karşısında 'binlerce dini emrolunduğu gibi yaşayanların' açıkladıkları 'emredilen şeyin hikmeti' üzerine çabaları ve ifadeleri bu durumun en açıklayacı yolu olduğunu göstermektedir. Adeta bize bu yolun düsturlarını inşa etmektedirler. 

Velhasıl üzerimize vazife olacak ilim yolculuğumuzu tedricen yaşam süresi boyunca devam ettirmeli ve eksikliği tamlama yerine eksiliği azaltma güdüsüyle davranmalı. Zira bilmekten daha önemli bir şey varsa bilmediğinin sınırlarını bilebilmek. Ve hayattan öğrendiğimiz kolaycı bakış açısının ve aklımızın zihni tembelliği seviyesinin de üzerine giderek, yaşayabilmek.

İnsan tüm bu yazılanları ve yaşananları düşüdükten sonra ihtiyarlatan şeyin hissine nasıl da ortak oluyor. Dosdoğru ihtiyarlamak duasıyla...

Hud 113: "Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol!". Resûlullah aleyhissalatu vesselam kendisine uygulanması bundan daha zor gelen bir âyet inmediğine işaret etmek üzere, “Hûd sûresi ve kardeşleri beni ihtiyarlattı” buyurmuştur. Sûrenin nesinin kendisini ihtiyarlattığı sorulduğunda, “Sana emredildiği gibi dosdoğru ol!” meâlindeki âyetin kendisini ihtiyarlattığını söylemiştir. 


Yorumlar

  1. Allah razı olsun Müslümanın Müslümanım diyenlerde anlayamadığı hallerin sebeplerine işaret eden neticede de dosdoğru olmaklığın zorluğunu hatırlatarak, bahsedilen sebeplere bir yenisini de ekleyerek tamamlanan güzel bir yazı olmuş. Yüreğinize sağlık

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlâk-i Adudiyye Şerhi - Taşköprülüzade Ahmed Efendi - Kitap Haritası

 

Entelektüel Çalışma ve İrade - Jules Payot (10.01.2026 Cumartesi)

Önsöz “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım.” “İnsan, dikkatini çözmesi gereken sorun üzerine odakladığında, sonunda doğru yolu bulur.” Yada o doğru yol ilhamen zihnine bahşedilir ki sebepleri yerine getiren bir zihnin şahit olduğumuz üzere Yaratıcı tarafından ödülü bu olur genellikle.  İnsanın dayanak noktası, dikkati olmalı; çalıştığı işten üst düzey verim alması için odaklanabilmeli. Her yanlış bir kaybediş değil bir değişim çağrısıdır. Kazanılmaya aday isimsiz bir başarıdır. “Çabalarını gereksiz şekilde fazla alana dağıttığı için hayatını boşa harcadığından emin olmuştu ve hiçbir umut ışığı yanılmış olmanın acı pişmanlığını hafifletemediğinden telafisi olmayanı yapmış olma duygusunun (neredeyse altmış yaşındaydı) onun için cehennem olduğunu ekledi.” “Tüm öğretmenler ‘çok okumalısınız’ diye tekrarlayıp durur, oysa az ve sadece önemli sayfalar okunmalı.” Okuma şehvetine aldanmış bir nefsin kontrol edemediği okuma güdüsü tam olarak insanı ele g...

Muhtelif 2 - Altay Cem MERİÇ

8 Mart 2026 Pazar Muhtelif 2 - Altay Cem MERİÇ Deve İdrarı “İlmin yarısı söylemlerin altındaki zımni ve örtülü varsayımları fark etmektir.” -İddiaların altındaki varsayımları fark etmek iddialara cevap vermekten önemlidir. -Bu zamanın sathi nazarı “bilimcilik kisvesi”dir. “O zamanın dağlaması bugün cerrahidir.” “Zira sünnet tıbbi bilgi takip etmektir.”   -Sünnet olan dönemin tıp bilgisinden yararlanmak yani döneminden yararlanmak da ayrıca bir sünnettir Allahu alem. Kur’an, Bilim ve Yorum Çelişkileri “Kur’an’ın bizatihi bir anlamı muhakkak vardır. Bu anlama “murad-ı ilahi” diyebiliriz.” “Kur’an şöyle Kur’an’a göre  Kur’an’dan benim anladığıma göre A ve B söylemleri C söylemini gizler.” -Bilimsel olmanın yanlış olduğu ama doğru olarak kabul edildiği zamanlar vardır. Hatta bu yanlış kabulün doğru kabul edilmesi gerektiği zamanlarda. “ 1. Kur’an’ın bizatihi anlamı (murad-ı ilahi) 2. Kur’an’dan beşerin anladığı (beşerin yorumu) A: Doğa kanunlarının bizatihi kendisi  B: Do...