Ana içeriğe atla

Konuşan Yine Yalnız Hakikattır

 "Nefis akla hizmet etmez, akıl nefse hizmet eder."

    Günlerdir içimi saran, ruhuma rahat nefes aldırmayan bir hal-i etvarı rahatlatacak bir yol olarak bu sözü düşünmek gerektiği aklıma düştü. Duyduğumda anlık olarak hissettiğim rahatlama inşallah bunun teminatıdır. 
    Bir süredir yaparak-geldiğim faaliyetler bir hedefe varmak yerine zaman geçirme hissiyatına dönüştüğünü görmeye başladım. Kendimi, her şeye el atarken tek bir şeyin getireceği şeyi de yok edermişcesine hisseder oldum. 
    Aklımdaki metafizik meseleler, daha rahat bir hayat için çalışmam gereken dersler, bir de bu dünyanın öbür dünyası da var diyerek yapmaktan uzaklaştığım ama azar azar da olsa devam ettirdiğim manevi disiplinler.
    Peki ben bunların tümünü neden yapıyorum? Gerçekten yapıyo-geldiğim şeylerin kaçını gerçekten istiyor ya da kaçı beni ifade ediyor? Basitçe; nefsimin isteklerine akli sebepleri dayatarak yaşamaya mı devam ettiriyorum yoksa?
    Bir kısmını anladığım ama tamamını kavrayamadığım felsefi meseleleri nefsim pohpohlansın aman ne de çok biliyor, ne de bilgili bu konularda diye mi akli sebepler yaratıp devam ettiriyordum. Tüm bunlar birer kendimi başkalarına ispatlama çabalarımdan ibaret mi? Başkalarına bir şeyler ispatlama çabam varsa kendim olabilmemin ne anlamı kalıyor? Başkası için kendi olmaya çalışanın kendiliğinden söz edilebilir mi?
    Ders çalışmam başarılı hissetmek ve daha lüks bir hayat yaşamak yolunun başlangıcıysa bunu da düpedüz nefsim istemiyor muydu? Başarıyı elde edip sorular sorulan efendi olmak hissiyatı nefisten çıkmıyor muydu? Bilen olmak, bilmeyenleri diz çöktürüp yönetmeyi ya da hükmetmeyi gerektirmiyor muydu? Rahatlık ve konfordan ibaret bir hayatın varlığı ne kadar ruhumun sıkılmadan yaşamasına sebep olacak ki? İyi bir arabayla ne kadar mesafe gidip rahat edebilirim, kendimden yola çıkmayı unuttuğum müddetçe. İyi bir evin içinde kaç gün sıkılmadan yaşayabilirim? Gözüm dışardan içeri dönmediği müddetçe tüm bu amaçlarımın ve hedeflerimin ne anlamı vardı?
    Yiyip, içip gezip gördüklerim yorgunluğumun ardından bana ne bırakacak? Ordan oraya sürüklenip zaman geçirmişliğin içinde doğup hiç bir şey elde edemeyişliğin yokluğunu hangi lüks hayat ve etkinlik verecek?
    En güzel ve en belagatli kitapları ve sözleri okuyup hala aynı ben kalacaksam. En güzel sözlere sahip olup, dinleyip, anlayıp yaşamaya devam edeceksem yada değerini bilecek bir çevrem yoksa ne diye böyle bir yatırım yapmaya devam etmeliyim? 
    Nefsim en iyi olmayı istiyor her konu ve koşulda; günlük hayatımı dizayn etmem ve bunun içinse akli nedenleri bulup irademi yönetmem gerekiyor. Peki akli olan tüm bu seçimler nefsi olmaktan nasıl ayrı olacak? Her fiiliyatımın daha doğrusu akli her fiiliyatımın altında nefsi bir yön ve arzu çıkıyor. Nefis, akla hizmet etmesi gereken akli olan bir şeylerin var olduğunu gösterir ama akli olan tüm şeyler bir bakıma nefsi olan şeylerden ibaret. Nefsimin içinde kendime has benliğimi görmeye, anlamaya çalışıyorum. Yoksa kaybolmuş nefisperestten öte bir varlık değilim. 
    Nefisperest bir hayat yaşamak zorunda hissetmiyor insan; sezgisel olarak. Ama yaptığı veya yapmak zorunda olduklarını gördükten sonra nefisperestlikten ayrı bir hayatı olmadığını da görüyor. 
    Zorunlu beslenme ve boşaltım, şehvani duygular ve geçim için bulaşmış olduğu iş ve emek kaygısı. Geriye kalan gücü varsa diğerlerinin keyfi zihinsel fikirlerinin tahakkümü haricinde yapmak istediği basit istekler. Dedim ya parça parça çokum ama bir tek bütün halinde de yokum. Her şeyi tekrar tekrar, bir şeyleri de tek tek toplamanın verdiği bitmek bilmeyen yolculuğun yorgunluğu ve bunalımı. Tüm bunların paralelinde yaşamak zorundalığın verdiği sıkışmış ve anın, eylemle geçmesinin belirliliği altında karar verememenin verdiği endişe. Devam, bu ruh hali yada gözünü kırpmadan devam edecek bir irade ve bu iradeye devamlı yakıt sağlamanın yıpranmışlığı. Üstümdeki bu görünmez, minnak negatiflik; varlığı meçhul ama tezahürü kesin ne idiğü belirsiz duygu veya larlar...
    Bırakmalısın. Geçip gitmelisin. Gelirken gibi durmamalısın. 

Nefis kendini ispatlama çabasında; insanı, aklına alet ederek kullanır.

Nefiskendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlâk-i Adudiyye Şerhi - Taşköprülüzade Ahmed Efendi - Kitap Haritası

 

Görünüyorum O Halde Varım

    " Görünür kılmak(olmak), görüntüler bırakmak adeta varlığımdan bir iz bırakmak gibi geliyordu artık. Eğer görüntüleri tutamazsam kendimi de tutamayacağıma dair bilinçaltımda gizlenen ve irademi kontrol eden ve bana ettirmeyen bir güdüydü bu."      Her şeyi onun için yapıyorduk. Arkamızda veya yanımızda bir iz bırakmak... Fotoğraflar çekinip, paylaşmak veya bastırmak. Hatta iş o hale gelmişti ki artık kendimiz için değil başkaları bizi görsün ve var kılsın diye görmeye gidiyor ve göstermek adına binlerce lira harcayıp kişliğimizden ödün verip yapmayacağımız şaklabanlık ve maskaralık kalmıyordu.       Binlerce yıllar öncesinin soyut bir dışavurumu olarak tezahür eden bu hareketlerin en çok gerçekleştiği zamanları yaşıyoruz. Belki de ilk insanlarda var olan en ilkel kaygımızı yaşıyoruzdur. Onların mağaralara çizdikleri veya ortalık yere yonttukları şeylerle bugün galerimizi dolduran fotoğrafları kaydettme çabası birbirinden ne kadar farklı o...

Vakit Niyet İstikbal-i Kıble

     "Demirden bir kalem ucu ile, fırtınalar içinde bizi tehdit eden bütün yıldırımları toplamalı. Paratonerler gibi, onları mahvetmek için" diyor Abdülhak Şinasi Hisar. Bu sözü neden dediğini hiç sorgulamadan kendi hâl dünyama göre bir kurgunun içerisine oturtup kullanıyorum, kendime bir motivasyon bir itki elde ediyorum adeta bu sözle.       Sözler insanlara ait bir büyü gibi. Değiştirmeyi amaçlıyan eller gibi kulaklarımızın içinden girip beynimizin ve tüm bedenimizi istila ediyor. Bedenin ne yapmak istediğinin bir önemi yok sadece sözün emri ve hissettirdikleri var. Böyle bir durumda kulaklardaki barikatın çok önemi kalmıyor tabi. Özellikle verilerin böylesine çoşkun bir nehirden aktığı gibi akan bir çağda..       Veriler, duyduklarımız ve gördüklerimiz.. Beynimizin içine dalıp karar mekanizmamızı etkileyen her ne varsa, kaçı bizim kontrolümüzde? Kendimize yedirdiğimiz "kontrol bende" manifesto sözü bile kontrolün bende olmadığın...