Ana içeriğe atla

Muhtelif 2 - Altay Cem MERİÇ

8 Mart 2026 Pazar


Muhtelif 2 - Altay Cem MERİÇ


Deve İdrarı


“İlmin yarısı söylemlerin altındaki zımni ve örtülü varsayımları fark etmektir.”


-İddiaların altındaki varsayımları fark etmek iddialara cevap vermekten önemlidir.

-Bu zamanın sathi nazarı “bilimcilik kisvesi”dir.


“O zamanın dağlaması bugün cerrahidir.”

“Zira sünnet tıbbi bilgi takip etmektir.”

 

-Sünnet olan dönemin tıp bilgisinden yararlanmak yani döneminden yararlanmak da ayrıca bir sünnettir Allahu alem.



Kur’an, Bilim ve Yorum Çelişkileri


“Kur’an’ın bizatihi bir anlamı muhakkak vardır. Bu anlama “murad-ı ilahi” diyebiliriz.”

  1. “Kur’an şöyle
  2. Kur’an’a göre 
  3. Kur’an’dan benim anladığıma göre

A ve B söylemleri C söylemini gizler.”


-Bilimsel olmanın yanlış olduğu ama doğru olarak kabul edildiği zamanlar vardır. Hatta bu yanlış kabulün doğru kabul edilmesi gerektiği zamanlarda.


“ 1. Kur’an’ın bizatihi anlamı (murad-ı ilahi)

2. Kur’an’dan beşerin anladığı (beşerin yorumu)

A: Doğa kanunlarının bizatihi kendisi 

B: Doğa kanunlarının x şekilde olduğu yönendeki kanaatler (bilimsel bilgi)”


-%100 murad-ı ilahiye ulaşamayız.

%100 bilimsel bilgiye ulaşamayız.

%100 din-bilim çelişiyor diyemeyiz.


-Eğer Kur’an’ı gönderen ve doğa kanunlarını yaratan ve devam ettiren aynı Zat ise çelişmesi muhaldir. 


-Kur’an’a dair beşerin yorumu ile doğa kanunlarının x olduğu yönündeki kanaatler arasında oluşan çatışmaysa asıl olmadığı ve değişken olduğu için yine hakiki manada çatışma iddia edemeyiz. Çünkü beşerin yorumu ve bilimsel bilgi kat’iyet değil zan ifade eder. Zan-zan çatışması tevil edilir.


1)Kur’an yorumunu kabul edip bilimsel bilgiyi reddetmek 

2)Bilimsel bilgiyi kabul edip Kur’an yorumunu reddetmek

3)Güçlü ve zayıf Kur’an yorumları olduğu gibi

Güçlü ve zayıf Bilimsel teoriler vardır.

4)Akaid kat’iyetten geçtiği için zanni olan yorum ve bilgiler kat’i muamelesi görmemeli.

5)Kur’an doğa kanunlarını açıklamak için gelmemiştir. Dolayısıyla zanni konularda bilimsel bilgiye yakın olmak icap eder.

6)Bilimsel bilgi denetimi Kur’an yorumu denetiminden daha çok gelişmiştir.

7)Kur’an usulü sağlamlaştırılınca yine çatışma olmayacaktır. Çünkü Kur’an yorumu bilimsel bilgiyi esas alacaktır.



Kur’an’a Göre Kalbimizle Mi Düşünürüz?


“Felsefe, bilim ve dinin neredeyse tamamen birlikte icra edildiği bu çağlarda neredeyse her bilim adamı filozof, her filozof ise din adamıydı. Anakronik okumalar sebebi ile felsefi görüşleri bilim, bilimsel görüşleri din, dini görüşlerin felsefe zannedildiğine sıkça rastlanır.”



Mezhepler Neden Var? Dinde Tek Doğru Yok Muydu?


“Çok geniş bir düşünce hürriyeti sağlayan İslam, her branşta ekolleşmeye müsaade etmiştir.”


“Cahilin mezhebi alimin fetvasıdır.”



Kur’an Arapça İndirilmiştir, O Halde İslam Arap’ın Dinidir


-Arapça olan bir metin evrensel olabilir mi?

Herhangi bir dilde yazılan bir metin evrensel olamaz dersek.

Bu sözlerde herhangi bir dille yazılmıştır.

Bu dilde evrensel değilse, diğer dillerde evrensel olamaz.

O yüzden evrensellik dilde aranamaz, diyebiliriz.

Soru kendi içinde tutarsızdır.

Ek: Evrensellik kabul edilemezse bir şeyin evrensel olmayacağının evrenselliği de kabul edilemez. Bu da paradoksu doğurur, o yüzden evrenselliğin olmaması muhaldir.

O zaman birleştirirsek; bir şeyin mana dışında dille alakalı evrensel olması muhaldir.

Mana açısından evrensel olacaksa da hangi dille yazıldığının bir önemi yoktur. 


-Her sözün lazımı(ön iddiası) ve gereği(son iddiası) vardır. Bunları görmeden kabul edilmemeli.


-Kur’an İngilizce olsaydı zamanımızda inanan ve dine bağlı kalan sayısı kat kat fazla olurdu. Eğer Orta Çağ’da olsaydı şimdiki durumun tam tersi uzaklaşanların sayısı kat kat fazla olurdu. O yüzden dile dayalı bağlılık batıldır.



İzin Verilmedikçe Peygamberin Evine Girmeyin Ahzab 53


-Kur’an’ı Kerim’de geçen ahlaki ayetlerin (ahzab vb surelerde olduğu gibi) tartışma konusu olduğunu görüyoruz. Bunları söylemek ilahi bir kitaba mı kaldı (haşa) tarzı söylemler bunlar. 

Oysa bu konuya şu açıdan bakıldığında bu söylemlerin ayetlerde geçmesi asıl ilahi kitap olmasının göstergesi olabilir:

-Bahse konu olan ayetlerin gerektirdiği davranışları emretmeye ve nehyetmeye dair Peygamber aleyhisselamın sözleri yeterli olurdu. Bunu nerden anlıyoruz? Ayetlerde geçen benzeri sözleri hadis kaynaklarında söylendiğine dair okumalar yapıyoruz. Benzer davranışlar hadislerle biçimlendirilmiş. Oysa hadislerde geçmemesi ve ayetle sabit olması ve ek olarak bundan hicap etmesi yani ilahi bir emir seviyesinde ayette geçtiğinin göstergesidir. İlahi olduğunun göstergesi hadis yerine ayette geçmesi oluyor. Zira bir şeyi bir alt seviyedeki emirle halledebiliyorsak üst seviyeye çıkarmayız. Mesela bir astsubayın askerlere yaptırabildiği işi bir subay yaptırma gereği duymaz.



Kader


“Efendimizin nübüvvetine sapasağlam bir şekilde akli ispatla ulaştıktan sonra onun getirdiklerini haberen tasdik etmek gayet akli bir tutumdur.”


-Nübüvvetin varlığının akli ispatı; nübüvvetin getirilerine tasdiki gerektirir.

-Peygamberliğe aklen inansak; tahkiki olarak iman etsek, getirilerini kabul ve tasdik anlamında sorun yaşamayabiliriz. Tek derdimiz bu getirileri neden daha güzel ve yerinde uygulamaya dökemiyoruz olur.

Oysa içtima-i hayatta bu getirileri; yerine getirmek şöyle dursun kabullenmek ve tasdikte soru işaretleri revaçtadır. Bu kabullenememenin altında nübüvvete dair iman yetersizliği vardır. Bu yetersizliği tedavi etmeden ne kadar düşünür ve sorgularsak sorgulayalım asla soru işaretlerini bırakıp uygulamaya geçemeyeceğiz.


“O halde kader. Allah’ın olan şeyleri sadece bilmesi değil, onların bu şekilde olmasını takdir etmesidir.”

“Dini açıdan bakıldığında sadece dua etmeyi teşvik eden ya da duanın tesir edeceğini gösteren ayetler dahi konuyu ispata yeterli gelecektir.”


-Bu konu bizi bilmekten tasdik etmeye götürecektir, oysa kötülüklerin tasdik edilmesi merhametli bir Zat tarafından muhal değil de nedir? Bu sadece kötülüklerin büyük bir hayra kapı açacağı düşüncesi açısından kabullenilebilir. Aslında sadece ilmen bilmesi bu dünyanın imtihan dünyası olması açısından mantıklıdır. Sonuçta tasdik edilecek davranışlar açıklanmış ve bunlar olmazsa ya da olursa mükafat, mücazat verileceği söylenmiş. Ayrıca “halk-ı şer, şer değildir; kesb-i şer şerdir.” Sözündeki kesb takdir gerektirir. Bu açından ele aldığımızda takdir yerine sadece bilme ve yaratma var dediğimizde yapılan ve yapılması istenen duaların varlığı akılda soru işareti uyandırıyor. Yapılacak dua tasdike ulaşmayacaksa neden dua edelim? Bunu da içsel tekamül açısından diye düşünülebilir. Velhasıl burada tasdik kelimesini nasıl kullanıldığını görüp ona binaen eleştirilerde ciddi olmakta fayda var.


“Kur’an’da kader kavramının kullanım biçimlerine baktığımızda karşılacağımız tablo bir psikolojik eğitim ve sarsılmazlık aktarımıdır.”


“Kur’an muhataplarını inşa etme hedefinde olan bir kitaptır.”



Mucizeler


Akli zaruret: Aklen aksi imkansız.

Adeten zaruret: Gözlemler açısından tersi imkansız.

Sadece mümkün: Aklen imkansız olmamakla gözlem açısından belirsiz.


Varlığı Sınıflandırılması: (Ontolojik Sınıflandırma)

1.Muhal varlık: Lügavidir.

2.Mümkün varlık: Varlığı ve yokluğu düşünülebilen şeyler. Çelişkiye düşmeksizin)

3.Zorunlu varlık: Teselsüle gitmeyen varlık.


“Dolayısıyla fiilin varlığı teselsülün butlanını ispata kafidir.”

-Teselsülün varlığına dair sorular onun yokluğunun ispatıdır. 


Bilginin Sınıflandırılması (Epistemolojik)

1.Muhal bilgi: Doğrulanamayan bilgi.

2.Mümkün bilgi: Mümkün varlığa dair bilgimizdir.

3.Zaruri bilgi: Muhal bilginin zıddıdır. 


-Mucize; mümkün bilginin değer farkıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlâk-i Adudiyye Şerhi - Taşköprülüzade Ahmed Efendi - Kitap Haritası

 

Vakit Niyet İstikbal-i Kıble

     "Demirden bir kalem ucu ile, fırtınalar içinde bizi tehdit eden bütün yıldırımları toplamalı. Paratonerler gibi, onları mahvetmek için" diyor Abdülhak Şinasi Hisar. Bu sözü neden dediğini hiç sorgulamadan kendi hâl dünyama göre bir kurgunun içerisine oturtup kullanıyorum, kendime bir motivasyon bir itki elde ediyorum adeta bu sözle.       Sözler insanlara ait bir büyü gibi. Değiştirmeyi amaçlıyan eller gibi kulaklarımızın içinden girip beynimizin ve tüm bedenimizi istila ediyor. Bedenin ne yapmak istediğinin bir önemi yok sadece sözün emri ve hissettirdikleri var. Böyle bir durumda kulaklardaki barikatın çok önemi kalmıyor tabi. Özellikle verilerin böylesine çoşkun bir nehirden aktığı gibi akan bir çağda..       Veriler, duyduklarımız ve gördüklerimiz.. Beynimizin içine dalıp karar mekanizmamızı etkileyen her ne varsa, kaçı bizim kontrolümüzde? Kendimize yedirdiğimiz "kontrol bende" manifesto sözü bile kontrolün bende olmadığın...

Görünüyorum O Halde Varım

    " Görünür kılmak(olmak), görüntüler bırakmak adeta varlığımdan bir iz bırakmak gibi geliyordu artık. Eğer görüntüleri tutamazsam kendimi de tutamayacağıma dair bilinçaltımda gizlenen ve irademi kontrol eden ve bana ettirmeyen bir güdüydü bu."      Her şeyi onun için yapıyorduk. Arkamızda veya yanımızda bir iz bırakmak... Fotoğraflar çekinip, paylaşmak veya bastırmak. Hatta iş o hale gelmişti ki artık kendimiz için değil başkaları bizi görsün ve var kılsın diye görmeye gidiyor ve göstermek adına binlerce lira harcayıp kişliğimizden ödün verip yapmayacağımız şaklabanlık ve maskaralık kalmıyordu.       Binlerce yıllar öncesinin soyut bir dışavurumu olarak tezahür eden bu hareketlerin en çok gerçekleştiği zamanları yaşıyoruz. Belki de ilk insanlarda var olan en ilkel kaygımızı yaşıyoruzdur. Onların mağaralara çizdikleri veya ortalık yere yonttukları şeylerle bugün galerimizi dolduran fotoğrafları kaydettme çabası birbirinden ne kadar farklı o...