Ana içeriğe atla

Var Olmaya Dair Bir Şiir



var olmak

varlık

bu kadar kısa bir kelime

beynimi nasıl delik deşik edebilir

hemde sabah akşam


ben varım demek

bir evrene bedel

bir bomba gibi

nefes aldığın her an

içinde, bir yerlerde kaybolmuş bir yorgunluk bazen

bazen de harabe bir binada deli gibi mutluluk yıllar öncesinde yokken

yıllar sonrası için varlığın endişesi bazen durduramamak kararan seçimleri

keşkeleri, hataları yaşamak zorunda kalmak

yoksa hatasız ders almadan yaşamak mı en çok pişmanlık mı olgunlaştırır insanı

yoksa hemen her şeyi anlayacak kadar zeki olmak mı

sahi neydedir insanın, neyedir insanın hissetmek istedikleri

nerede olmak ister insan

neden sıkılmadan yaşamak isterken sıkılır

nedendir insanın değişilmez değişiminin varlığı

varlık bu kadar sabitken değişmek ne kadar da hızlı

kaybolan bir saniye mi, insanın hapsi

yoksa durdurulamayan bir saniye mi, özgürlüğü

sorular mıdır rahatlatan

yoksa cevapların olmayaşından çıkamayan sorular mı yokluğu düşünememek değil midir

varlığı bu kadar güzelleştiren

varlığın sahibi değil midir o zaman

her şeyi güzelleştiren


Hasan Gök (Hayatında iki önemli gün vardır; biri doğduğun gün, diğeri neden doğduğunu anladığın gün. Mark Twain) Sırrı es-Sekatî, yedi yaşındaki yeğeni Cüneyd-i Bağdadî’ye sordu: - Şükür nedir? - Allah’ın nimetleriyle O’na hiç isyan etmemendir.

Seslendirme: https://www.youtube.com/watch?v=RnFvrY0DZu4&ab_channel=HasanG%C3%B6k

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlâk-i Adudiyye Şerhi - Taşköprülüzade Ahmed Efendi - Kitap Haritası

 

Vakit Niyet İstikbal-i Kıble

     "Demirden bir kalem ucu ile, fırtınalar içinde bizi tehdit eden bütün yıldırımları toplamalı. Paratonerler gibi, onları mahvetmek için" diyor Abdülhak Şinasi Hisar. Bu sözü neden dediğini hiç sorgulamadan kendi hâl dünyama göre bir kurgunun içerisine oturtup kullanıyorum, kendime bir motivasyon bir itki elde ediyorum adeta bu sözle.       Sözler insanlara ait bir büyü gibi. Değiştirmeyi amaçlıyan eller gibi kulaklarımızın içinden girip beynimizin ve tüm bedenimizi istila ediyor. Bedenin ne yapmak istediğinin bir önemi yok sadece sözün emri ve hissettirdikleri var. Böyle bir durumda kulaklardaki barikatın çok önemi kalmıyor tabi. Özellikle verilerin böylesine çoşkun bir nehirden aktığı gibi akan bir çağda..       Veriler, duyduklarımız ve gördüklerimiz.. Beynimizin içine dalıp karar mekanizmamızı etkileyen her ne varsa, kaçı bizim kontrolümüzde? Kendimize yedirdiğimiz "kontrol bende" manifesto sözü bile kontrolün bende olmadığın...

Görünüyorum O Halde Varım

    " Görünür kılmak(olmak), görüntüler bırakmak adeta varlığımdan bir iz bırakmak gibi geliyordu artık. Eğer görüntüleri tutamazsam kendimi de tutamayacağıma dair bilinçaltımda gizlenen ve irademi kontrol eden ve bana ettirmeyen bir güdüydü bu."      Her şeyi onun için yapıyorduk. Arkamızda veya yanımızda bir iz bırakmak... Fotoğraflar çekinip, paylaşmak veya bastırmak. Hatta iş o hale gelmişti ki artık kendimiz için değil başkaları bizi görsün ve var kılsın diye görmeye gidiyor ve göstermek adına binlerce lira harcayıp kişliğimizden ödün verip yapmayacağımız şaklabanlık ve maskaralık kalmıyordu.       Binlerce yıllar öncesinin soyut bir dışavurumu olarak tezahür eden bu hareketlerin en çok gerçekleştiği zamanları yaşıyoruz. Belki de ilk insanlarda var olan en ilkel kaygımızı yaşıyoruzdur. Onların mağaralara çizdikleri veya ortalık yere yonttukları şeylerle bugün galerimizi dolduran fotoğrafları kaydettme çabası birbirinden ne kadar farklı o...